Beşikçi: Referandumda yüksek “evet” oyu bağımsızlık karşıtlarının sesini kısacaktır

0
1800

Kürdler, aralarındaki anlaşmazlıkları gündeme getirerek değil, gelecek kuşakları, çocuklarını ve torunlarını düşünerek oy vermelidir

25 Eylül’de Kürdistan’da yapılacak bağımsızlık referandumunda çıkacak “evet” oy miktarının önemini, referandumdan sonra Kürdistan Bölgesi Yönetimi’nin izleyeceği olası yol haritasını, referandumdan sonra gündeme gelecek bağımsızlık sürecini ve bütün bu gelişmelerin olası yansımalarını değerli bilim insanı ve yazar Sayın İsmail Beşikçi ile konuştuk.

1-Büyük ve beklenmedik bir durum yaşanmadıkça 25 Eylül 2017 tarihinde Federe Kürdistan’da bağımsızlık referandumunun yapılacağı kesinleşmiş görünüyor. Size ilk sorunumuz şu; bağımsızlık referandumuna katılım oranı ve bağımsızlık için çıkacak “evet” oylarının miktarı referandum sonucunu hangi yönde etkileyebilir? Referandumda etkili ve nitelikli oranda bir “evet” oyunun çıkması için ne yapılabilir?

-Katılımın, %80 olması, %80’nin üstünde olması çok iyi olur.  Evet oylarının %80-85 civarında çıkması iyi olur. Bunlar referandum sonucunu olumlu etkiler. Kürdler, aralarındaki anlaşmazlıkları gündeme getirerek değil, gelecek kuşakları, çocuklarını ve torunlarını düşünerek oy vermelidir. Gelecek kuşaklara, çocuklarına ve torunlarına özgür bir ülke bırakmak için çaba göstermek oy verme davranışlarını belirleyen önemli bir ilke olmalıdır. Örneğin bugünkü nesiller, geçmişi, atalarını, bu yönden çok eleştiriyorlar. ‘Bize neden özgür bir ülke bırakmadınız? ’, ‘Neden hala özgür bir ülke için bizler de mücadele ediyoruz?’ soruları elbette çok önemlidir, geçiştirilemez. Gelecek Kürd kuşaklarının böyle bir sorusuyla karşılaşmamak bugünkü Kürdler için önemli olmalıdır.

Kürdlerin/Kürdistan’ın Yakındoğu’da, Ortadoğu’da özel bir durumu var. 1920’lerde, Milletler Cemiyeti döneminde, Kürdler/Kürdistan bölünmüş, parçalanmış, paylaşılmıştır… Dönemin iki emperyal gücü ve Yakındoğu’nun, Ortadoğu’nun iki köklü devletinin bu konudaki iş birlikleri önemlidir. Yakındoğu’da, Ortadoğu’da bir statüko kurulmuş, ama, bu statüko, Kürdlere, Kürdistan’a bir statü vermemiştir. Sömürge, çok alt düzeyde de olsa, bir statüdür.  Kürdistan sömürge bile değildir.

Örneğin, ‘Kenya Büyük Britanya’nın sömürgesidir’ diyoruz.  Kürdistan için böyle bir cümle kurabiliyor muyuz? Kürdistan bölünmüş, parçalanmış, paylaşılmış, her bir parçası başkaları tarafından ele geçirilmiş, yok sayılmıştır. Yok etmek için de yoğun bir mücadele, yoğun bir iş birliği vardır.  Kürdler, istek ve iradesi olan bir grup değil, bir şey olarak, adeta bir sürü olarak değerlendirilmektedir.

Buna, Sykes-Picot düzeni denebilir. Bu, ulusların kendi geleceklerini tayin hakkının gerek Sovyetler Birliği’nde gerek ABD’de en çok konuşulduğu, bu ilkenin yaşama geçirilmesi için en çok çalışıldığı bir dönemdir. Böyle bir dönemde, Kürdlerin/Kürdistan’ın bölünmeyle, parçalanmayla, paylaşılmakla karşılaşması çok önemli bir süreçtir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Birleşmiş Milletler döneminde, dünyanın, örneğin Afrika’nın siyasal çehresinde çok büyük değişiklikler olduğu halde Kürdistan’da hiçbir şey değişmemiştir. Sykes-Picot düzeni çok ‘kutsal’ kabul edilmektedir. Aynen sürdürülmektedir. 1990’larda, Sovyetler Birliği çözülmüştür. Bu süreç gerek Sovyetler Birliği’nde gerek dünyada normal karşılanmıştır. Aynı dönemde Yugoslavya’da da benzer bir süreç yaşanmıştır. Her iki tarafta iki düzineye yakın yeni devlet ortaya çıkmıştır.

1990’larda Yugoslavya dağılırken, Slovenya, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Kosova, Karadağ, Sırbistan diye devletler ortaya çıkarken, bugün Irak’ın birliğine vurgu yapan, ABD, İngiltere, Almanya, Mısır gibi devletlerin hiçbiri, Yugoslavya’nın birliğinden söz etmediler. Bu büyük devletlerin hiçbiri, Slovenlere, Hırvatlara, Bosna-Herseklilere, Makedonlara Kosovalılara, Karadağlılara, ‘… Yugoslavya ile anlaşırsanız bu iş olur…’ demediler.

Ama, Yakındoğu’da, Ortadoğu’da, Sykes-Picot düzeninin değişmesine karşı büyük tepki olduğu görülmektedir. Son 10-15 yıl içinde ortada, Irak diye bir devlet kalmadığı halde, Sykes-Picot düzeninin iflas ettiği ortada olduğu halde, hala, Irak’ın birliğinden söz edilmektedir.  Bu Sykes-Picot düzeninin, Kürdler/Kürdistan söz konusu olduğu zaman, bir ‘kutsal’ olarak algılandığını da göstermektedir. Bu bakımdan, referandum sonucunda % 80-85 civarında evet oyu çıkması Sykes-Picot düzenini sarsıcı, hükümsüz bırakıcı bir etki yaratacaktır. Bu düzeni kuran devletler açısından bunun önemli olduğu kanısındayım.

2- Bağımsızlık referandumundan sonra Kürdistan Bölgesi Yönetimi, bağımsızlık ilanı için nasıl bir yol izleyebilir? KBY yetkilileri sıklıkla bağımsızlık konusunun Bağdat ile görüşülerek hayata geçirileceğini ifade etmektedirler. Sizin bu konuya ilişkin bir öngörünüz ya da öneriniz var mıdır? Öte yandan bağımsızlık referandumunun, Irak merkezi hükümetiyle görüşmelerde Kürdistan Bölge Yönetimi’nin elinin güçlendirilmesi için yapıldığı iddialarına ne dersiniz?

-Referandumdan sonra, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin, Bağdat ile görüşerek bir sonuca varması, sınırların bu şekilde belirlenmesi önemlidir. Referandum sonucunun Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin elini güçlendireceği açıktır. Konunun şu boyutu önemlidir. Peşmerge, ‘İŞİD’den kurtardığımız her yer zaten Kürdistan’dır. İŞİD başta Kürdistan’ı işgal etmeye başlamıştı. ‘Peşmerge kanının döküldüğü her alan Kürdistan’dır, demektedir. Bunun da görüşmelere yol gösteren önemli bir ilke olduğu söylenebilir.  Mela Mustafa Barzani ile Saddam Hüseyin arasında yapılan, 11 Mart 1970 otonomi antlaşmasından beri, 2005 Anayasası’ndan beri, sınırların neden saptanamadığının, bunun için neden nüfus sayımı yapılamadığının, soykırıma varan operasyonlarla karşılaşıldığının hatırda tutulması çok önemlidir.  Süleymaniye Merkez Güvenlik Karargâhı gibi   işkence, zulüm merkezlerinin   hiç zihinden çıkarılmaması önemlidir.

 

3- 25 Eylül referandumunda bağımsızlık talebinin onaylanması ve bağımsızlık sürecinin işlemeye başlaması diğer parçadaki Kürtlerin ulusal uyanışına nasıl bir etkide bulunabilir? Benzer şekilde referandum sonrası başlayacak bağımsızlık süreci, dört parçadaki Kürtler arasındaki ilişki ve ittifaklar bakımından nasıl bir iklim ortaya çıkartabilir? Yeni dönemde dört parçadaki Kürtler arasında daha farklı bir ilişki biçimi gündeme gelebilir mi?

-Yüksek bir evet oyu, her parçadaki Kürdleri olumlu etkiler. Zaten Kürdistan’ın güneyinde gelişen her süreç, Kürdlerin bu bölgedeki başarıları her zaman diğer parçaları etkilemiştir. Devletlerin Kürd/Kürdistan politikası da bu etkiyi sınırlamak, azaltmak üzerine kurulmuştur. 1920’lerden 1930’lardan beri böyle bir ilişkinin varlığından söz etmek mümkündür. 11 Mart 1970 otonomi antlaşması da, 1992’de Kürdistan Parlamentosu’nun kurulması da, 2005 den sonra, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kurulması da her parçadaki Kürdler arasında, böyle etkiler yaratmıştır. Referandum sonucunda çıkacak yüksek bir evet oyu bağımsız Kürdistan karşıtı sesleri de kısacaktır.

4-Bağımsızlık referandumunun ardından, ABD ve Rusya gibi devletlerin, özel olarak da Kürdistan’ı bölüştüren bölgesel aktörlerin, Kürdistan’ın bağımsızlık sürecine ilişkin tavırlarında bugünkünden farklı bir tutum değişikliği bekliyor musunuz? Söz gelimi bağımsızlığın uygulama aşamasında tavırları daha çok sertleşebilir mi? Eğer bir değişiklik olacaksa hangi yönde olacaktır bu değişiklik?

-Bu devletler, hala, ‘Irak’ın birliği’ anlayışını ileri sürmektedir. Referandum sonucu ortaya çıkacak yüksek evet oyu, bu tür seslerin kısılmasının, etkisiz kalmasın da sağlayacaktır. Burada, şu hususu belirtmek önemlidir.  Bugün, ABD’nin Irak’a yaptığı her yatırım İran’a yapılmış yatırımdır. Çünkü bugün Bağdat yönetimi İran yönetiminin çok büyük etkisi altındadır. ABD ise, durmadan, İran’a yaptırımlardan söz etmektedir. Irak’a yatırımlar yaparak bu yaptırımları kendisi hükümsüz bırakmaktadır. Kürd/Kürdistan politikasının yeniden ele alınması ABD için de önemli olmalıdır.

5-25 Eylül’de yapılacak bağımsızlık referandumunda Kürdistan halkının “evet” demesi Ortadoğu’daki yüz yıllık statükonun sonu anlamına gelebilir mi? Başka bir ifade ile Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu bölgede yeni bir düzenin inşası bakımından nasıl bir anlam ifade edecek, sürece nasıl bir etkide bulunacak?

-Kürdistan halkının evet demesi, Yakındoğu’daki, Ortadoğu’daki, yüz yıllık statüyoyu, Sykes-Picot statükosunu sarsıcı bir etki yaratacaktır. Yeni bir düzenin bugünden yarına hemen inşa edilemeyeceği açıktır. Ama yüz yıllık statükonun da gün geçtikçe etkisini yitirdiği, yitireceği besbellidir. Yüz yıllık statüko Kürd/Kürdistan gündeme geldiği zaman böyle algılanmaktadır. Yoksa, dünyanın her yerinde, örneğin Birleşmiş Milletler döneminde bu statükolar yıkılmıştır. Sykes-Picot Kürd/Kürdistan söz konusu olduğu zaman önemli olmaktadır. ‘Kutsal’ sayılmaktadır.

6-Arap, Türk ve Farslardan sonra Ortadoğu’da bir Kürt devletinin kurulması bölgedeki denklemi ve istikrarı hangi yönde etkiler?

-Bağımsız Kürdistan’ın kurulması, bölgeyi orta vadede olumlu etkileyecektir. Uzun vadede bu etki daha görünür, yaşanır olacaktır. Kürdlerin dünya uluslar ailesinin bir üyesi olması, dünya uluslar ailesinin eşit bir üyesi olmak için çaba göstermesi çok olumlu bir gelişmedir.

Şunu da vurgulamak önemlidir.  Bu tür sorular hep devletlerin ulusal güvenliğini dikkate alan, devletlerin ulusal güvenliğine vurgu yapan anlayışların ürünüdür. Halbuki, Kürdlerin/Kürdistan’ın ulusal güvenliğine vurgu yapmak, Kürdlerin/Kürdistan’ın ulusal güvenliğini gündeme getirmek çok daha önemlidir. Çünkü, tehdit altında olan, Kürdlerdir, Kürdistan’dır. Baskı ve zulümle, katliamla, soykırıma varan operasyonlarla bu tehdit sık sık yaşama geçmektedir. Kürd aydınlarının, Kürd siyasetçilerin, Kürd diplomasisinin devletlerin ulusal güvenliği yanında Kürdlerin/Kürdistan’ın ulusal güvenliğini de gündeme getirmesi gerekir. Bağımsızlıkla, bu devletlerle yürütülen ekonomik ilişkilerin daha sağlıklı yürüyeceği de elbette vurgulanmalıdır.

Bu konuda, şu da çok önemlidir. Bağımsız Kürd devleti gündeme geldiği zaman Kürd aydınlarının, siyasetçilerinin bir kısmı, ‘bağımsız Kürd devleti Kürdlerin hangi sorununu çözecek…!’ demektedir. Bu, soru olmaktan çok, aşağılayıcı, küçümseyici bir tutumun sergilenmesidir.  Bu tutumun cevabı aslında kendi içindedir. Neden? Çünkü, Irak, İran, Suriye, Türkiye … uzun zamandır devlettirler. Ve hala çok büyük sorunları vardır. Bağımsızlık da Kürdlerin bütün sorunlarını elbette çözemeyecektir. Ama, Kürdlerin her şeyden önce, kendilerine vurulmuş kelepçelerden kurtulması çok gereklidir. Dört kelepçe söz konusudur.  Bu kelepçeler bir halka da oluşturmaktadır.  Bu kelepçelerin kırılması, her türlü toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel, askeri gelişmenin başlangıcı olacaktır.

7-Kürdistan’ın bir parçasının devletleşmesi, daha somut olarak Güney Kürdistan’da bağımsızlık ilanı Kürtlerin diğer parçalardaki mücadelesi bakımından ne tür gelişmelere yol açabilir?

-Bağımsızlık, bütün parçalarda olumlu etkiler yapar. Kürdistan istemiyoruz, diyen, bağımsız Kürdistan’a karşı olduğunu vurgulayan hareketin tabanında da olumlu etkiler yapar. Kürdlerin dünya uluslar ailesinin bir parçası olması, dünya uluslar ailesinin eşit bir parçası olarak çabası bütün Kürd parçalarında olumlu etkiler yaratır.

Bu konuda şu önemlidir. Örneğin, ‘diğer parçalar ‘, diyoruz, ‘bütün Kürd parçaları ‘diyoruz. Kürdlerin, Kürdistan’ın bölünmesinin, parçalanmasının, paylaşılmasının bilincine varmak çok önemlidir. Bu süreç, ne zaman, nasıl yaşanmış, sonuçları ne olmuş … gibi sorunların bilincine varmak önemlidir. Bunlardan daha önemli olarak da, Kürdlerin hangi zaafları, Kürdlere hasım güçlerin, böyle bir süreci gerçekleştirmelerini sağlamış … gibi konuların açıklığa kavuşturulması da bağımsızlıktan sonra daha sağlıklı bir şekilde ele alınabilir.

8-Ortadoğu’da bir Kürt devleti, diğer parçalardaki Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerinin uluslararası platformlara taşınması için nasıl bir anlam ifade eder, ne tür imkanlar ortaya koyabilir?

-Böyle bir imkânın doğacağı kanısındayım.  Bağımsız Kürdistan, Irak’ın başka yerlerinde yaşayan Kürdlerin haklarını, özgürlüklerini daha etkili bir şekilde gündeme getirebilir. Örneğin, Birleşmiş Milletler belgelerinin, Kürdler açısından da yorumlanmasını sağlayabilir.

9-Bağımsızlık referandumunda tutumu en çok tartışılan ülke Türkiye. 25 Eylül referandumunda bağımsızlığa “evet” çıkması halinde Türkiye’nin tutumu ne olur? Türkiye’nin orta vadede rasyonel bir yaklaşımla bağımsız Kürdistan’ı tanıması ve onunla ilişki kurması söz konusu olabilir mi?

-Kişi olarak ekonomik ilişkilerin süreceği kanısındayım.  Ekonomik, ticari ilişkilerin yürütülmesinden her iki tarafında çıkarı vardır. Ekonomik ilişkilerin gelişmesi de zamanla siyasal, diplomatik ilişkileri yoluna koyabilir. ‘Tanıma’ şeklinde bir karar olmasa bile, fiilen böyle bir süreç yaşanabilir.

10-Son sorumuz şu. Dünyadaki genel uygulamalara bakılarak bir ulusun bağımsızlığını ilan etmesi için, belli oranda bir devlet ya da devletler topluluğu tarafından tanınma diye bir koşul söz konusu mu? Eğer değilse, bir ülkenin bağımsızlık ilanı için genel geçer hangi kriterlerden söz edilebilir?

-Bağımsızlık ilan edebilmek için böyle bir koşul ileri sürülemez.  Ama bağımsızlık ilanından sonra, örneğin Birleşmiş Milletler’e üye olabilmek için belirli bir sayıda devletin bu bağımsızlığı kabul etmesi gerekir.  Burada çok önemli bir konu şudur. Siz, dilinizle, kültürünüzle, ayrı bir ulus olduğunuzu, dünya uluslar ailesine katılmak istediğinizi vurguluyorsunuz. Başkalarının, sizi zulümle, baskıyla, soykırıma varan operasyonlarla yönettiğini söylüyorsunuz.  Kürd olmaktan, Kürd ulusu olmaktan doğan haklarınıza sahip çıkıyorsunuz. Başkalarının, bunları inkâr etme, reddetme, yok sayma hakları var mıdır?  Bu inkâr, bu ret, bu yok sayma geçerli midir? Evrensel değerler açısından bu konuların üzerinde durmak önemlidir.
Deng Dergisi, sayı: 107

Comments

comments

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here